top of page

Borç ile Öz Kaynak Arasındaki Tercih: Finansal Strateji Finansman Yapısını Neye Göre Kurar

  • 2 saat önce
  • 8 dakikada okunur
finansman yapısı

Şirketlerin büyüme kararı alınırken yapılması planlanan iş düşünülerek strateji oluşturulur. Bunlar arasında ek depo alanı, yeni makine yatırımı, farklı pazarlara giriş, yeni üretim hattı talebi gibi konular sayılabilir. Öncelik yapılacak işe verildiği için finans kaynağı kısmı ikinci plana atılabilir. Şirketin farklı alanlarda atacağı adımların her biri potansiyel kaynak durumuna göre tek tek değerlendirilmelidir. Özellikle kaynağın nereden geleceği ön plandadır. Kaynak özelliğine göre yatırımın şirkette oluşturacağı yükümlülük tablosu değişir.


Finansman kaynakları en yalın haliyle iki başlıkta toplanır: borç ve öz kaynak. Borç, belirli bir vadede geri ödenmesi gereken, çoğu zaman teminat ve faiz yükümlülüğü taşıyan bir kaynaktır. Özkaynak ise geri ödeme takvimi olmayan, ancak ortaklık payı ve getiri beklentisi doğuran bir kaynaktır. İkisi arasındaki fark yalnızca maliyet farkı değildir; şirketin karar alma esnekliğini, risk taşıma kapasitesini ve önümüzdeki dönemdeki hareket alanını da farklı biçimde şekillendirir.


Bu tercihin sonuçları çoğu zaman kararın verildiği dönemde değil, sonraki iki üç yıl içinde görünür hale gelir. Borç ağırlıklı kurulan bir yapı, iyi giden dönemlerde ortakların payını korurken beklenmedik bir daralmada nakit akışı üzerinde belirgin bir baskı oluşturabilir. Öz kaynak ağırlıklı bir yapı ise dalgalı dönemleri daha rahat taşıyabilir; buna karşılık getiri beklentisini ve ortaklar arası dengeyi kalıcı biçimde değiştirebilir. Bu nedenle finansman yapısı kararı, şirketin yalnızca bugünkü ihtiyacına değil, önümüzdeki dönemde karşılaşabileceği koşullara göre de kurulduğunda daha dayanıklı olabilir.


Uygulamada bu kararın çoğu zaman bir tercih olarak görülmediği de olur. İhtiyaç ortaya çıktığında, o an erişilebilir olan kaynak kullanılır; hangi seçeneklerin masada olduğu, hangisinin şirketin yapısına daha uygun düştüğü ayrıca değerlendirilmez. Bu yaklaşım kısa vadede sonuç üretebilir, ancak zaman içinde birbirinden bağımsız verilmiş kararların toplamı olan bir finansman yapısı ortaya çıkarabilir. Böyle bir yapıda vadeler farklı dönemlere dağılır, teminatlar birbirini kısıtlar ve şirketin toplam yükümlülük tablosu tek bir yerden okunamaz hale gelebilir.


Finansal strateji bu noktada devreye girer. Şirketin hangi kaynağı, hangi ölçekte ve hangi koşullarla kullanacağına dair çerçeveyi önceden tanımlar. Bu çerçeve olmadığında finansman kararı çoğu zaman ihtiyaç anında ve mevcut olan tek seçenek üzerinden verilir; bu da yapısal bir tercih olmaktan çıkıp anlık bir çözüm haline gelebilir. Aşağıda, finansman yapısı kararının hangi başlıkları kapsadığı, tercihi şekillendiren ölçütlerin neler olduğu ve bu yapının hangi dönemlerde yeniden ele alındığı ele alınıyor.


Finansman Yapısı Kararı Hangi Başlıkları Kapsar


Borç tarafında şirketin önünde birden fazla araç bulunur: banka kredisi, rotatif limit, finansal kiralama, satıcı kredisi, proje bazlı finansman ve daha büyük ölçekli şirketlerde borçlanma araçları. Bu araçların ortak yanı, belirli bir takvimde geri ödeme yükümlülüğü doğurmasıdır. Ayrıldıkları noktalar ise vade, faiz yapısı, teminat talebi ve sözleşmeye eklenen mali şartlardır. Aynı tutarda iki kredi, vade ve teminat kompozisyonu farklı olduğunda şirketin nakit akışında oldukça farklı sonuçlar üretebilir.


Sözleşmelere eklenen mali şartlar bu tabloda çoğu zaman gözden kaçan bir başlıktır. Borçluluk oranına, faiz karşılama düzeyine veya kâr dağıtımına ilişkin taahhütler, kredinin maliyetinde görünmez; buna karşılık şirketin sonraki dönemdeki karar alanını daraltabilir. Yeni bir yatırım, ilave bir borçlanma ya da ortaklara yapılacak bir ödeme, mevcut sözleşmedeki bir şart nedeniyle ertelenmek durumunda kalabilir. Bu nedenle borç tarafındaki karşılaştırma, faiz oranının yanına bu taahhütlerin de eklenmesiyle daha eksiksiz hale gelir.


Öz kaynak tarafında ise üç temel yol öne çıkar: mevcut ortakların sermaye artırımı, yeni bir ortağın şirkete katılması ve dağıtılmayan kârın şirkette bırakılması. Bu kaynaklar geri ödeme takvimi taşımaz; bu yönüyle nakit akışı üzerinde doğrudan bir baskı oluşturmaz. Buna karşılık ortaklık yapısında değişiklik yaratabilir, kâr dağıtımı beklentisini yükseltebilir ve bazı durumlarda karar mekanizmasına yeni bir taraf ekleyebilir. Dağıtılmayan kârın şirkette bırakılması ise çoğu zaman en az konuşulan seçenektir; oysa pek çok şirkette en erişilebilir kaynak budur.


Yeni bir ortağın şirkete katılması, diğer seçeneklerden farklı olarak kendi başına bir süreç gerektirir. Şirket değerinin belirlenmesi, mali ve hukuki inceleme, pay sahipliği sözleşmesinin hazırlanması ve çıkış koşullarının tanımlanması genellikle birkaç aya yayılır. Bu nedenle öz kaynak yolu, acil nakit ihtiyacı olan durumlarda çoğu zaman tek başına bir çözüm olarak düşünülmez; daha çok orta vadeli bir büyüme planının parçası olarak gündeme gelir. Sürecin gerektirdiği hazırlığın önceden yapılmış olması, görüşmelerin süresini de kısaltabilir.


Bu iki kaynağın maliyeti karşılaştırılırken sıkça yapılan bir sadeleştirme, borcun faiz oranı ile öz kaynağın herhangi bir maliyeti olmadığı varsayımıdır. Uygulamada durum genellikle farklıdır. Öz kaynağın da bir maliyeti vardır: ortağın şirkete koyduğu kaynaktan beklediği getiri. Bu beklenti sözleşmeye yazılmadığı için görünmez olabilir, ancak kâr dağıtım kararlarında ve ortaklar arası görüşmelerde karşımıza çıkar. Bu nedenle karşılaştırma, yalnızca nominal faiz üzerinden değil, iki kaynağın toplam etkisi üzerinden yapıldığında daha gerçekçi olabilir.


Pratikte tercih çoğu zaman ikisinden birini seçmekle sınırlı kalmaz. Bir yatırımın belirli bir bölümünün öz kaynakla, kalanının banka kredisiyle karşılanması yaygın bir yaklaşımdır; ortakların koyduğu kaynak, kredi tarafında talep edilen katkı payını da karşılayabilir. Sermaye benzeri kredi gibi ara çözümler ise geri ödeme takvimi taşımakla birlikte, vade ve öncelik sırası bakımından öz kaynağa daha yakın durur. Bu bileşimlerin değerlendirilmesi, kararı bir seçim sorusu olmaktan çıkarıp bir oran sorusuna dönüştürür: toplam ihtiyacın ne kadarı hangi kaynaktan karşılanacak.


Borç ve öz kaynağın yanında üçüncü bir kaynak daha bulunur: şirketin kendi işleyişinden yaratabileceği nakit. Tahsilat sürelerinin kısalması, stok devir hızının artması ya da ödeme vadelerinin yeniden düzenlenmesi, dışarıdan kaynak almadan da belirli bir tutarı serbest bırakabilir. Bu alan genellikle sınırlıdır ve tek başına büyük bir yatırımı karşılamaz; buna karşılık ihtiyacın bir bölümünü azaltarak dışarıdan alınacak kaynağın tutarını ve dolayısıyla maliyetini düşürebilir. Bu nedenle finansman görüşmelerinden önce iç kaynak potansiyelinin hesaplanması çoğu zaman yerinde olur.


Kararın kapsamına giren bir başka başlık, finanse edilecek varlığın niteliğidir. Kısa vadede nakde dönen kalemler stok, alacak, mevsimsel ihtiyaç genellikle kısa vadeli kaynaklarla ilişkilendirilir ve işletme sermayesi yönetiminin konusudur. Uzun vadede getiri üretecek yatırımlar ise uzun vadeli kaynaklarla eşleştirildiğinde nakit akışı üzerindeki baskı daha dengeli dağılır. Uzun vadeli bir yatırımın kısa vadeli kaynakla finanse edilmesi, ilk bakışta maliyet avantajı gibi görünse de vade yenileme riskini şirketin üzerinde bırakabilir.


Finansal Strateji: Borç ve Öz kaynak Tercihini Şekillendiren Ölçütler


Finansman yapısı kararı tek bir göstergeye bakılarak verilebilecek bir karar değildir. Şirketin bugünkü nakit üretim kapasitesi, mevcut borçluluk düzeyi, teminat kapasitesi ve ortaklık yapısı bir arada değerlendirildiğinde tablo netleşir. Aşağıdaki başlıklar, bu değerlendirmede çoğu zaman birlikte ele alınan ölçütleri gösteriyor:

Nakit akışının öngörülebilirliği: Düzenli ve tahmin edilebilir nakit üreten bir yapı, sabit geri ödeme takvimini daha rahat taşıyabilir; dalgalı nakit akışında ise esnek kaynaklar öne çıkabilir.

Yatırımın geri dönüş süresi ile vade uyumu: Kaynağın vadesi, yatırımın nakit üretmeye başlayacağı süreyle örtüştüğünde geri ödeme baskısı azalır.

Mevcut borçluluk düzeyi: Net borç / FAVÖK, faiz karşılama oranı ve kısa vadeli borcun toplam içindeki payı, ilave borçlanma alanının ne kadar olduğunu gösterir.

Teminat kapasitesi: Şirketin teminata konu edilebilecek varlıkları sınırlıysa, borç tarafındaki hareket alanı da sınırlanabilir.

Ortaklık yapısı ve karar hakkı: Yeni ortak kararı yalnızca finansal değil, yönetişimsel bir karardır; pay oranı, veto hakları ve kurul temsili birlikte konuşulur.

Kur ve faiz riski: Gelirin ağırlıklı olarak hangi para biriminde üretildiği ile borcun para birimi arasındaki fark, dış koşullara duyarlılığı belirleyebilir.

Vergi etkisi: Faiz giderinin ve kâr dağıtımının vergisel sonuçları, iki seçeneğin net maliyetini farklılaştırabilir.


Bu ölçütler birlikte okunduğunda genellikle tek bir doğru cevap çıkmaz; bunun yerine şirketin taşıyabileceği bir aralık belirir. Örneğin nakit akışı istikrarlı, teminat kapasitesi yeterli ve borçluluğu düşük bir şirket için borç tarafı daha uygun bir alan sunabilir. Buna karşılık nakit üretimi henüz oturmamış, yatırımın geri dönüşü uzun vadeye yayılan bir yapıda öz kaynak ağırlıklı bir çözüm daha dayanıklı olabilir. Karar, çoğu zaman bu iki uçtan biri değil, ikisinin belirli bir oranda bir arada kullanılmasıdır.


Ortaklık yapısının niteliği de tercihte belirleyici olabilir. Az sayıda ortağın bulunduğu şirketlerde sermaye artırımı hızlı karara bağlanabilirken, ortak sayısının fazla olduğu ya da payların farklı beklentilere sahip taraflar arasında dağıldığı yapılarda aynı karar daha uzun sürebilir. Bu durumda borç tarafı, süre açısından daha uygulanabilir bir seçenek olarak öne çıkabilir. Kararın finansal boyutu kadar, ortaklar arasında ne kadar sürede mutabakat sağlanabileceği de plana dahil edilebilir.


Şirketin faaliyet gösterdiği alan da bu aralığı etkileyebilir. Sabit varlık yoğunluğu yüksek, talebi görece istikrarlı sektörlerde borç kapasitesi genellikle daha geniştir; hem teminata konu edilebilecek varlık daha fazladır hem de nakit akışı daha öngörülebilir seyredebilir. Talebin dönemsel dalgalandığı ya da fiyatın dış koşullara duyarlı olduğu alanlarda ise aynı borçluluk düzeyi daha yüksek bir risk anlamına gelebilir. Şirketin ölçeği de belirleyicidir: büyüyen bir şirkette bugün rahat görünen bir geri ödeme takvimi, ciroyla birlikte artan işletme sermayesi ihtiyacı hesaba katılmadığında bir sonraki yıl sıkışabilir.


Bu ölçütlerin tek tek değil, birlikte test edilmesi de yerinde olur. Seçilen bileşimin yalnızca beklenen senaryoda değil, satışların bir miktar gerilediği ya da tahsilat sürelerinin uzadığı bir senaryoda da taşınabilir olup olmadığı önceden hesaplanabilir. Bu hesap, geri ödeme takviminin en yoğun olduğu dönem ile şirketin nakit üretiminin en zayıf olduğu dönemin çakışıp çakışmadığını da gösterir. Çakışma varsa, karar aşamasında vade yapısını değiştirmek, sonradan yeniden düzenleme yapmaktan genellikle daha kolaydır.


Bu değerlendirmenin sağlıklı yapılabilmesi, şirketin kendi verisine ne kadar hâkim olduğuyla da ilgilidir. Nakit döngüsü süreleri, kârlılığın hangi ürün veya birimden geldiği, alacakların yaşlandırması ve maliyet dağıtım anahtarları netleşmeden yapılan bir finansman planı, gerçekçi olmayan varsayımlar üzerine kurulabilir. Bu nedenle finansman yapısı kararı, çoğu zaman güncel bir finansal check up modeli ile aynı dönemde ele alındığında daha sağlam bir zemine oturur.


Finansman Yapısı Ne Zaman Yeniden Ele Alınır


Finansman yapısı, bir kez kurulup sabit kalan bir düzen değildir. Şirketin ölçeği, faaliyet gösterdiği pazarın koşulları ve dış finansman ortamı değiştikçe, bugün uygun olan bir bileşim bir sonraki dönemde ağır gelmeye başlayabilir. Bu nedenle yapının belirli aralıklarla gözden geçirilmesi, çoğu zaman kriz anında yapılan acil düzenlemelerden daha az maliyetli olur.


Yeniden değerlendirmeyi gerektirebilecek durumlar genellikle birbirine benzer. Faiz ortamındaki belirgin bir değişim, kısa vadeli borcun toplam borç içindeki payının hızla artması, teminat kapasitesinin daralması, yeni bir büyüme adımının gündeme gelmesi ya da ortaklık yapısında bir değişiklik beklenmesi bu başlıklar arasındadır. Bu göstergelerden birinin tek başına hareket etmesi çoğu zaman yapısal bir sonuç doğurmaz; birkaçının aynı yönde ilerlemesi ise finansman yapısının mevcut haliyle sürdürülebilirliğini sorgulamak için bir gerekçe olabilir.


Gözden geçirmenin düzenli bir takvime bağlanması, sinyalleri beklemeye göre çoğu zaman daha rahat bir çalışma sağlar. Yıllık bütçe döneminde finansman yapısının da ayrı bir başlık olarak ele alınması, önümüzdeki on iki ayda vadesi dolacak borçların, yenilenmesi gereken limitlerin ve planlanan yatırımların aynı tabloda görülmesini mümkün kılar. Bu tablo hazırlandığında, ihtiyaç ortaya çıkmadan önce alternatiflerin konuşulabildiği bir zaman aralığı doğar; acele edilen görüşmelerde ise koşulları büyük ölçüde karşı taraf belirleyebilir.


İzlemenin hangi göstergeler üzerinden yapılacağının belirlenmiş olması, gözden geçirmeyi kolaylaştırır. Toplam borcun vade dağılımı, kısa vadeli borcun payı, faiz karşılama oranı, teminat olarak kullanılan varlıkların toplam varlıklara oranı ve kullanılmayan kredi limiti çoğu zaman birlikte takip edilen başlıklardır. Bu göstergelerin aylık raporlamada sabit bir yerinin olması, değişimin ne zaman başladığını görmeyi de mümkün kılar. Sonradan fark edilen bir sıkışma, çoğu zaman aylar önce göstergelerden birinde başlamış olabilir.


Gözden geçirmenin kurumsal bir düzene bağlanması da önemlidir. Finansman yapısı kararları çoğu zaman genel müdür veya mali işler biriminin gündeminde kalır; oysa bu kararların vade, teminat ve ortaklık boyutu yönetim kurulunun da doğrudan ilgi alanına girer. Kararın hangi seviyede alınacağı, hangi limitlerin kurul onayına tabi olduğu ve bu limitlerin nasıl izleneceği önceden tanımlandığında süreç daha öngörülebilir hale gelir. Bu çerçeve, planlama ve yönetim düzeninin bir parçası olarak kurulabilir.


Mevcut yapının taşınamaz hale geldiği durumlarda ise gündem değişir. Vade uyumsuzluğunun büyüdüğü, geri ödeme takviminin nakit akışıyla örtüşmediği koşullarda konu bir finansman tercihi olmaktan çıkar; borcun vadesinin, tutarının ve teminat yapısının yeniden düzenlenmesini gerektiren bir yeniden yapılandırma sürecine dönüşür. Bu sürecin erken başlatılması, alternatiflerin sayısını genellikle artırır. Belirli bir yatırıma bağlı ihtiyaçlarda ise konu doğrudan proje finansmanı başlığı altında ele alınabilir; burada geri ödeme planı çoğu zaman projenin kendi nakit üretimine bağlanır.


Finansman yapısı tercihinin bir de zaman boyutu vardır: kaynağın vadesi ile yatırımın geri dönüş süresi arasındaki ilişki. Bu ilişki, yatırım kararının hangi süreyi esas aldığı sorusuyla birlikte ele alındığında daha net görünür hale gelir. Kaynağın kendisi ile o kaynağın finanse ettiği işin takvimi aynı çerçevede değerlendirildiğinde, finansman kararı tek başına bir maliyet karşılaştırması olmaktan çıkar ve şirketin finansal stratejisinin bir bileşeni haline gelir.


NT Finans Partners olarak, şirketlerin borç ve öz kaynak bileşimini nakit akışı, vade yapısı ve ortaklık dengeleri açısından birlikte değerlendiriyor; mevcut finansman yapısının taşıma kapasitesini ölçülebilir göstergelerle ortaya koyuyor ve önümüzdeki dönemin kaynak planını şirketin büyüme takvimiyle uyumlu biçimde kuruyoruz. Şirketinizin finansman yapısını birlikte gözden geçirmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

 

Yorumlar


bottom of page